10 Mart 2012 Cumartesi

Spartacus

yazacak cok sey var kitaba dair, eflatun misali susmayi tercih edecegim. sadece demeden gecemeyecegim sudur ki; biraksalar beni kitapta tasvir edilen eski istanbul'a, galata'daki mevlevihaneyi kendi basima elimle koymus gibi bulurum, o kadar. edebiyat sevdam, bir yazarla yeni tanisip ilk okudugum kitabini cok sevdigimde, kulliyatinin tumunu hemen satin alip arka arkaya okuma zevkimle katmerlenir. bu duyguyu, bu hazzi bulamiyordum uzun suredir. ve iste ihsan oktay anar. yarin d&r'a atiyorum kendimi, icim cosa cosa aliyorum diger kitaplarini, eve kapaniyorum. eflatun'un islikta buldugu huzuru, o yuzunden hic eksilmeyen huzurunu, ben bu kitaplarda bulacagim sanirim. ihsan oktay anar'ın yeni başyapıtı. puslu kıtalar atlası bir felsfese tarihi bir masaldı onunla tanıştığımızda çağdaş edebiyatımızın en güzel yazarlarından biriyle kitabın diliyle belki de yeni mesih'iyle tanışmıştık. sonra kitabül hiyel geldi güzeldi ama bir puslu kıtalar atlası değildi ve binbir gece masallarının içinden fırlayıp gelmiş efrasiyab'ın hikayeleri. onu da sevdik ama içimizde bir yer hala puslu kıtalar atlası diyor da diyordu. ve aradan geçen vakit bize amat'ı takdim etti bir gemiye bindirdi ihsan oktay anar bizi ve bizi yeniden kendi sularında yüzdürmeye başladı. işte amat'ın arkasından gelen suskunlar uzun süre sonra karayı gören denizciler gibi mutlu etti beni. puslu kıtalar atlasının ilk heyecanı yeniden doldu içime deniz kokusunu bastırdı, eflatun'un zahir'in batın'ın yanıbaşına çekti bizi istanbul sokaklarında gözlerimi kapatık gezdirdi kelimelerle yardım etti bana ve bol bol ney dinletti bu satırlar bana sessizliğin en güzel ses olduğunu öğretti. şüphesiz ki ihsan oktay anar suskunlarla birlikte bir kez daha doğdu edebiyatımızda ve bir kez daha mest etti bizi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder